“Bu da Geçer Ya Hu”, insan hayatının geçiciliğini, hüzün ile sevinç arasındaki dengeyi ve teslimiyet bilincini anlatan en güçlü tasavvufî deyişlerden biridir. Rivayete göre Sultan Mahmut, bir gün vezirlerini toplayarak kendisine öyle bir yüzük yapılmasını ister ki; ona baktığında üzgünse teselli bulsun, mutluysa da faniliği hatırlasın. Uzun arayışların ardından yüzüğün üzerine kazınan tek cümle Sultan’ı tatmin eder: “Bu da geçer ya hu.”
Bu söz, Osmanlı toplumunda özellikle zor zamanlarda bir sığınak hâline gelmiştir. Balkan Savaşları sırasında yenilginin ve kaybın acısını yaşayan halk, evlerine ve dükkânlarına bu sözü asarak teselli bulmuştur. Deyişin kökeni ise Bizans dönemine kadar uzanır; zamanla Selçuklu ve Osmanlı kültüründe yoğrulmuş, tekkeler ve dergâhlarda “Ya Hû” ilavesiyle tasavvufî bir derinlik kazanmıştır.
Eserde yer alan yazı formu Kûfi hat geleneğine göndermede bulunur. Kûfi yazı; köşeli, dik ve sade formuyla İslam hat sanatının en eski ve en güçlü yazı karakterlerinden biridir. Bu yalın ama kararlı form, sözün anlamıyla bütünleşerek izleyiciye hem zihinsel hem ruhsal bir dinginlik sunar.
Bakır bronz kaplama olarak hazırlanan çalışma; masif natürel ahşaptan üretilmiş, antik patineli çerçeve ile tamamlanmıştır. Klasik ve modern mekânlarda rahatlıkla kullanılabilen bu tablo; yaşam alanları, çalışma odaları, makam odaları ve manevi atmosfer aranan tüm mekânlarda güçlü bir anlam unsuru oluşturur. Aynı zamanda anlamlı ve zamansız bir hediye alternatifi olarak da öne çıkar.
Ebat: 34,5 × 22,5 cm
Sunum: Antik patineli ahşap çerçeve ile hazır hâlde sunulmaktadır.
Bu ürün T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI, Telif Hakları Genel Müdürlüğü, Güzel Sanat Eserlerine İlişkin Kayıtlarla belgelendirilmiştir. İzinsiz olarak kopyalanamaz, sergilenemez ve kullanılamaz.